Derneğimize enternasyonel ziyaret

İrlanda merkezli United Against Racism (Irkçılığa Karşı Birleşik Koalisyon) Derneği’nden Memet Uludağ, geçtiğimiz hafta sonu derneğimizi ziyaret ederek, uluslararası dayanışma adına mülteciler için topladıkları bağışı derneğimize verdi ve üyemiz oldu.

20160217052059
Mehmet Uludağ’ın derneğimizi ziyaretinde yaptığı konuşma metnini aşağıda sunuyoruz:

Somali’li şair Warsan Shire ‘’Kara daha güvenli olsaydı çocuklarımızı teknelere bindirmezdik’’ diyor.

Belki de, bugün Suriye’den Edirne’ye mültecilerin yaşadığı toprakların gerçekliği bu.

Ve, belki de bu gerçekliği anlamadan, kendini bu gerçekliğin tam da ortasında bulan kadın, erkek, çocuk, yaşlı, genç insanların, yani bizim gibi insanların –  mültecilerin –  yoldaşı olmadan mülteci krizini anlamamız mümkün değil.

‘’Kara daha güvenli olsaydı çocuklarımızı teknelere bindirmezdik’’

Bunlar, bizim kendimizi sahibi, yerleşiği ve yerlisi olduğunu saydığımız topraklar. Bu toprakların savaş, ölüm, evsizlik ve açlık tarlalarına dönüştüğü günümüzde asıl derdimiz çocukları yutan denizlere kahretmek değil bu toprakları değiştirmek olmalı.

Ben, bugün sizlere Avrupa’dan, oraların topraklarında olanlardan bahsetmek istiyorum. Etrafı sahil güvenlik tekneleri, tel örgüler ve giderek mültecilere kapana sınırlarla çevrili topraklar.

Günümüz Avrupa’sının, Yunanistan’dan İrlanda’ya, en büyük sorunu yıllardır yaşanan ve Avrupa halklarını, sıradan insanları derinden vuran ekonomik  kriz. Bu Avrupa’nın egemen siyasi çevreler ve medyada süregelen en büyük gündemi ise, mülteciler.

Gün geçmiyor ki mültecilerle ilgili ötekileştiren, reddedici, ırkçı bir haber bir siyasi demeç okumayalım.

Gün geçmiyor ki, bir Avrupa hükümeti işsizlik, evsizlik ve daha bir sürü ekonomik krizin sonucu sorunu mültecilerle ilgilendirsin.

Bir de bunun üzerine, IŞİD, terör, Paris saldırıları, Köln’de yılbaşı gecesi olan olayları, göçmenleri, İslam ve İslamofobiyi ekledinizmi alın size sonu gelmez bir tartışma gündemi…


Avrupa gündemi mülteci krizine 2014 sonları, 2015 başlarında, Akdeniz’de Lampedusa açıklarında yaşanan toplu mülteci ölümleri ile uyandı. O döneme kadar varolan kriz, uzakta ve haber bültenlerinin sonlarında üç-beş saniye ile geçiştirilen bir durumdu. Avrupa ile doğrudan ilgili değildi.

Avrupa hükümetlerinin ilk tepkisi mülteci krizinin Avrupa’nın başına aniden gelen, beklenmedik bir sorun olduğunu anlatmak oldu. Sanki Avrupa bu krizin bir kurbanı idi ve bu soruna alışmaya çalışıyordu.

Oysa ki Avrupa, hem günümüzde hem de kendi tarihinde mültecilik kavramını ve gerçeğini çok iyi bilen bir yer.  Birleşmiş Milletler raporları küresel mülteci rakamlarının 2005 – 2016 yılları döneminde 30 milyondan 60 milyona çıktığını tespitliyor. Bu artışın en büyük etkenleri arasında 2001, 2003 yıllarında Afganistan ve Irak işgalleri bulunuyor. Her ikisi de Avrupa devletlerinin doğrudan dahil olduğu ve sonucu hem insani hem de siyasi açıdan büyük felaketler getirmiş olan olaylar. Avrupa devletleri günümüz mültecilik sorununun hem sebebi, hem suçlusu, kısacası bire bir sorumlusu. Ama Avrupa’nın mültecilik sorunu ile ilişkisi sadece bu dönemle kalmıyor. 1. Dünya Savaşı, 2. Dünya savaşı, bunların sonucu oluşan milyonlarca mülteciyi; 1956 Macaristan mültecilerini hatırlayalım. 1800’lerin İrlandalı mültecilerini unutmayalım.

Avrupa’nın tarihi hem kendi içinde hemde başka yerlede yarattığı mültecilerle doludur.

Sadece Afganistan, Irak değil, Avrupa doğrudan müdahil olduğu Libya, Mali gibi yerlerde de yüzbinlerce insan mülteci olmuştur.

Avrupa’da 2014’ten beri süregelen mülteciler gündemi giderek resmi ve fiili bir ırkçı tartışmaya dönüşmüş durumda.  O zamandan bugüne, Avrupa devletlerinin genel tavrı, bir yandan mültecileri yaratan nedenlerle ilgili bir inkar politikası izlerken, diğer yandan da mültecileri Avrupa dışında tutmak konusunda ellerinden gelen herşeyi yapmak olmuştur.

Bugün, ABD, Nato üyesi Avrupa devletleri, Rusya,  Avrupa ile mülteciler konusunda kirli anlaşmalara imza atan Türkiye, Avrupa’nın müttefiki Suudi Arabistan ve diğer bölgesel güçler, karmaşık ve kirli ilişkilerle kendi küresel ve bölgesel çıkarları için Suriye’de süregelen savaşa ve katlimalara müdahil olmuş durumdalar.

Avrupa devletleri mülteci krizini Türkiye gibi ülkeri taşeron olarak kullanarak, sınırlarını kapatarak ve içerde resmi bir ırkçılık geliştirerek çözmeye çalışıyorlar.

İnsanlar, ne aptal, ne de keyifleri istediği için Avrupa’ya, her türlü ölümü göze alarak kaçmaya çalışıyor. Türkiye, Ürdün ve Lüban’da milyonlarca mülteci, gelecekleri, siyasi-sosyal-ekonomik ve yasal durumları büyük bir belirsizlik içinde ve kendi ülkelerine dönme umutları giderek tükenen bir ortamda yaşamaya çalışıyorlar.

Avrupa onlar için hem bir umut kapısı hem de bir ölüm yolculuğu…

‘’Kara daha güvenli olsaydı çocuklarımızı teknelere bindirmezdik’’

Ve Avrupa, ne karada ne de denizde bu insanlara en temel siyasi-sosyal-insani görevi yerine getirmek istiyor.

Ama başka bir Avrupa daha var. Yüzbinlerce insanın ‘’mülteciler kardeşimizdir’’, ‘’sınırları açın, mülteciler hoşgeldi’’, ‘’ırkçılığa hayır’’ dediği bir Avrupa bu. Aylan Kurdi’nin fotoğraflarına timsah gözyaşları değil, dayanışma ve öfke ile gözyaşı döken bir Avrupa bu.

Ve bu Avrupa ile egemenlerin Avrupa’sı kafa kafaya çatışıyor.

Bizim Avrupa’da görevimiz bu çatışmanın tarafı olmak, bu mücadeleyi büyütmek, kendi hükümetlerimizi ve devletlerimizi köşeye sıkıştırmak ve ırkçılık karşıtı mücadelenin neferleri olmak. Bu mücadeleyi enternasyonal dayanışmanın bir parçası yapmak ve Avrupa halklarının gönlünü kazanmak. Bizim görevimiz, İrlanda’dan Türkiye’ye HALKLARIN KÖPRÜSÜ’nü inşa etmek.

Avrupa’da nerede ırkçılık yükseliyorsa, orada sıradan insanlara, işçi sınıfına ekonomik krizin acı reçetesini dayatan, zenginlerin varlığını koruyan neoliberal siyasetler de yükseliyor. Oralarda savaş yanlısı, emperyalizmin destekçisi siyaset ve falşist hareketler de yükseliyor. Oralarda göçmenlere saldırılar artıyor.

Bu siyasi çevreler halklara açıklayamadıkları ekonomik kriz, işsizliği, evsizliği, fakirleşmeyi ırkçılığı kullanarak gündemden düşürmeye çalışıyor…

İşte tam da bu nedenle mültecilerle kardeşliğimiz sadece insani bir mesele değil aynı zamanda da siyasi bir gereklilik oluyor.

Bizi mültecilere düşman, mültecileri bize tehlike olarak gösteren siyaset hem bizi eziyor hem de mültecileri.

Görevimiz buna izin vermemek.

Görevimiz ırkçılığa, ötekileştirmeye, emperyalizme karşı ayağa kalmak…

Yeni bir Avrupa, yeni bir dünya hem gerekli hem de mümkün…

Ve, bu yeni dünyayı kurmanın yolu, Suriye’den, İrlanda’ya dostluğun, kardeşliğin tohumlarının ekmekten geçiyor… Halkların Köprüsü’nü inşa etmekten geçiyor…

Hiç bir kadının, hiç bir çocuğun, hiç bir insanın geride bırakılmadığı bir dünya bu…

Bunun aksi bizim dünyamız değil…

Ve bugün bu dünyayı kurmanın en önemli adımı mültecilerle yoldaş olmaktan geçiyor…

Savaşların, açlığın, ırkçılığın, inkarın dünyası değil bu.

Ana dillerde, topluca, hep beraber türkülerin söylendiği bir dünya bu. Almanca, Kürtçe, Arapça ve daha nice nice dilde…

İzmir, 13 Şubat 2016

Memet Uludağ

Comments are closed.