CALAISLERİ DEĞİL, İNSANLIK ÖNÜNDEKİ KALELERİ YIKIN!

74ccb79c-f15d-47bd-9c7d-c2ac8db94bb7Fransa’nın İngiltere’ye geçiş noktasında yer alan Calais Göçmen Kampı insan haklarına ve insanlığa aykırı bir yöntemle boşaltıldı. Fransız yöneticiler buldozerler, gaz bombaları ve polis eşliğinde yüzlercesi çocuk olmak üzere 7bin ile 10bin arasında insan olduğu söylenen bu kampa şiddet uygulayarak girdi.
Kampın var oluşu nasıl insanlığa aykırı sebeplerle doğmuşsa dağıtılması da aynı insanlık dışı yöntemlerle oldu.
Calais, 99 yılından bu yana ülkelerindeki savaş, baskı, açlık, susuzluk, güvenlik tehditleri sebebiyle Avrupa’ya kaçan Sudanlı, Afgan, Etiyopyalı, Suriyeli, Iraklı göçmenlerin oluşturduğu fiili bir kamptı. Bu insanlar buradan, daha iyi bir yaşam umuduyla İngiltere’ye geçmeye çalışıyorlardı. Bu süreci parçalanan aileler, yolda yitirilen yaşamlar, cezaevleri ve yasal tehditleri göze alarak yapıyorlardı. Tüm bu hayati tehditler ve somut acılar bu kampın varlığı gerçeğini ortadan kaldırmıyordu.
Calais’nin varlığı, uzun bir süredir kendi çelişkisini yaratan ve barındıran “modern dünya”, “Avrupa medeniyeti”, “insan hakları”, “evrensel haklar” kavramlarına bir tehditti. Kampın varlığı, Avrupa’nın göbeğinde medeniyetten, insanca bir barınma, yiyecek, sağlık, hijyenden uzak bu jungle’ı gösteriyor, tüm bu yüksek medeniyet kavramlarını yerle bir ediyor, “işte sizin insanlığınız” diyordu.
Gerek Fransa, gerekse diğer Avrupa ülkeleri bu insanların burada, naylon çadırlarda, yiyecek, barınma, ısınma, sağlık, eğitim olmadan yaşamasını izliyor, onların yaşam koşullarını düzeltecek herhangi bir destekte bulunmuyordu. Bu insanlara el uzatanlar, insanlık ayıbını kapatmaya çalışanlar yine sivil halklar ve sivil toplum kuruluşları oluyordu.
Bugüne dek burada yaşayanların insani ihtiyaçları için kampa girmeyen Fransa iktidarı kampı ortadan kaldırmak için topunu tüfeğini seferber etmekten kaçınmadı. Diğer Avrupa iktidarları da bunu desteklediler.
Avrupa’da faşizmin hayaleti bugün Calais’deki mülteci kampında ortaya çıktı. Adını koyalım artık: Bu örtük, kirli bir savaş… Dünyanın en zengin devletlerinin yersiz yurtsuz insanlara karşı yürüttüğü bir savaş… Öyle bir savaş ki çocuklara dahi esir muamelesi yapmaktan utanç duymuyor. İçinde yaşadığımız tarihin Kızılderilileri, siyahları, Yahudileri mültecilerdir. “Beyaz adam” önce onları savaşla, açlıkla, ölümle topraksız bırakıyor, ülkesiz, topraksız kalan bu insanları kendi “steril, müreffeh, güvenli, huzurlu, mutlu” topraklarında görünce ise keyfi kaçıyor. Oysa topraklarını yaşanmaz hale getirdiğiniz mültecilerin artık gidecek bir yerleri yok. Beğenmediğiniz, kirli saydığınız, keyfinizi kaçıran bu gerçekliği kabul etmek zorundasınız, mültecilere bir yaşam alanı ve hayat borçlusunuz.
Avrupa, kölelik, sömürgecilik, soykırım gibi büyük suçlardan ders çıkarmak, özür dilemek, bedel ödemek şöyle dursun, yaşlı Avrupa topraklarına ulaşan mültecilere, sığınmacılara, göçmenlere karşı örtük bir savaş yürütüyor. Calais’deki ormanlık alana “araf”ta kalmak üzere saklanan insanları bir kirlilik gibi “temizlemeye” çalışıyor. Geçmişte bütün Avrupa’nın gözü önünde Nazilerin toplama kamplarında yok ettiği Yahudilere yapılan, bugün içi birer boş balona dönen “yüksek medeniyet/hukuk/ demokrasi değerleri” sebebiyle göçmenlere, mültecilere “doğrudan” yapılamıyor ama onlardan insan olmaktan vazgeçmeleri, yok olmaları bekleniyor. Seçeneksizliği dayatarak ölümlerden ölüm beğenmeleri isteniyor. Calais’nin yerle bir edilmesi, insanlara ertesi gün uyanabilecekleri yerin ayaklarının altından çekilmesidir. Bu insanlar “medeniyetin beşiğinde” Fransa-Birleşik Krallık sınırındalar ve yarın uyanacakları bir yerleri yok.
Biz her türlü insanlık krizindeki ikilemde devletlerden, iktidarlardan yana değil, halklardan, sivillerden, mağdurlardan ve masumlardan yana olanlar olarak Calais’de yaşanan bu ayıbın kampın ortadan kaldırılması ile değil, her geçen gün yeniden yaratılan ve yenisi eklenen savaşların son bulması ile mümkün olabileceğini; savaşlar son bulmadıkça bir Calais bitse de bir diğerinin yaşanmasının engellenemeyeceğini; insan ve coğrafi sınır ikileminde insandan yana olduğumuzu yeniden haykırmak ve Avrupa’nın bu insanlara bir yaşam alanı ve hayat borçlarının olduğunu belirtmek isteriz.

Halkların Köprüsü Derneği İstanbul Temsilciliği

Comments are closed.