Halkların Köprüsü Derneği Kumkapı Geri Gönderme Merkezi Hakkında Basın Açıklaması 19 Kasım 2016

kopru_logoCumartesi günü Göç İdaresi Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nde bulunan mülteciler, önce bulundukları yerlerdeki yatak ve yorganları yaktılar, devamında ise kapıları kırarak firar ettiler. Geri Gönderme Merkezlerinde mülteci oldukları kabul edilmediği için sığınmacı olarak adlandırılan insanlara uygulanan muamelenin insan haklarına ve onuruna aykırı olduğu hususu biz de dahil pek çok kuruluş tarafından kamuoyu ile defalarca paylaşıldı. Bunun ötesinde sığınmacılar/mülteciler geçen yıllarda yapmış olduğu benzer eylemlerle çığlıklarını duyurmaya çalıştılar.

Mültecilerin yanmayı göze alıp yaşamlarını riske atarak bu Merkezler dışına attıkları çırpınış çığlıklarına kulak verip Kumkapı Geri Gönderme Merkezi önünde bir basın açıklaması yapmıştık. Bu açıklamada, mültecilere uygulanan idari muamelenin insan onuruna yakışır ölçülerde olması gerektiğini, kimsenin isteyerek mülteci olmadığını, savaşlar durdurulmadıkça bu insanların ülkelerinden kalkıp buralara gelmek zorunda kalacağını, bunun onların seçimi olmadığını belirtmiştik.

Geri Gönderme Merkezlerinde avukata ulaşma hakkından, insani koşullarda havalandırma, yemek ve yatak hakkına dek birçok hususun eksik olduğunu açıklamıştık. Aradan geçen bunca zamanda Geri Gönderme Merkezlerindeki fiziki ve idari muamele koşulları düzeltilmediği gibi, savaşların son bulmaması nedeniyle ard arda gelen göçler sonucu gerek ülkedeki sığınmacı/mülteci sayısı, gerekse Geri Gönderme Merkezlerinde tutulan insanların sayısı kat be kat artmıştır.

19 Kasım’da Kumkapı’da koğuşlarındaki yatağı yorganı ateşe vererek kendilerini yakmayı göze aldıkları yangın, buradaki yaşam koşullarının ne kadar dayanılmaz olduğunun açık göstergesidir. Yerinden, yurdundan, ailesinden edilmiş insanların bu Merkezlerde sahip oldukları tek şey aldıkları bir nefes iken, bu nefesi dahi alamadıkları için dışarıya yani bize attıkları çığlıktır bu yangın.

Yangın sonrası sıradışı bir eylem gerçekleşmiş, Kumkapı’da gözetim altında olan yüzlerce mülteci yangın sırasındaki karışıklıktan yararlanıp binadan kaçarak firar etmişlerdir. O gün bina içinde toplam kaç kişinin olduğu belirtilmemekle birlikte sonraki haberlerde Merkez’den 123 kişinin firar ettiği, kaçanlardan 20’sinin yakalandığı belirtilmiştir.

OHAL, ülkemizdeki birçok hak ve özgürlüğü etkilediği gibi mültecilerin haklarını da etkilemiştir. Şöyle ki; 29 Ekim 2016’da çıkarılan 676 sayılı KHK ile mülteci hukuku açısından en temel prensip olan “geri gönderme yasağı” kaldırılarak mülteciler için ciddi bir tehdit yaratılmıştır. Buna göre KHK’nin 36. Maddesinde 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 54. Maddesi değiştirilerek “kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar”ın uluslararası koruma işlemlerinin her aşamasında sınır dışı etme kararı alınabileceği düzenlenmiş ve mültecilerin yargı kararı dahi verilmeden “kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı” kavramlarına aykırılık iddiasıyla, geldikleri ülkelere geri gönderilmesinin önü açılmıştır.

Bu düzenleme ile mültecilerin Türkiye’de artık sığınma güvencesi altında olduğunu söylenemez. Zira bu kavramların ihlal edildiği yönündeki herhangi bir iddianın yargısal güvencesi kalkmış olup karar verici tek mercii idare olmuştur. Bahse konu firari mültecilerin hangi sebeple, hangi iddia ile Merkez’de olduğunu bilmemekle birlikte OHAL kapsamındaki bu düzenlemeden sonra bu insanların bundan sonraki en büyük arayışının sınırları güvencesiz botlarla, illegal yollarla geçmek olacağını ve bu arayışın hayatlarını yeniden ciddi anlamda tehlikeye sokacağını düşünüyoruz.

O insanlar o gün bina ve tutulma koşullarını protesto ederken muhtemelen yaptıklarının idare tarafından affedilmeyeceğini ve OHAL hükümleri doğrultusunda geri gönderileceklerini düşünüyorlardı ve bu korkuyla kaçarak yaşamlarını tekrar tehlikeye attılar. Netice itibariyle gelinen noktada bahse konu firarilere sunulan seçeneklerin “ölümlerden ölüm beğen” noktasına kadar geldiğini; onların seçiminin de denizlerden, kaçak botlarla, insan kaçakçılarına teslim olarak sınırları geçmeyi denemek şeklinde olacağını görüyoruz. Gelinen nokta insan yaşamı ve güvenliği esas alındığında endişe vericidir. OHAL ile düzenlenen “geri gönderme yasağı”nın ihlaline son verilmeli, mültecilere ülkemizde güvende oldukları, buradaki yaşamlarında insan hak ve onuru korumasıyla yaşayabilecekleri yasal ve idari düzenlemeler yapılmalıdır.

Comments are closed.