Tüm Avrupa’da eş zamanlı yapılan ” No fortress EU” eylemine İzmir’den katıldık 26.2.2017

  • By Aşkın
  • 27 Şubat 2017
  • Tüm Avrupa’da eş zamanlı yapılan ” No fortress EU” eylemine İzmir’den katıldık 26.2.2017 için yorumlar kapalı
SAMSUNG CSC

SAMSUNG CSC

2011 yılının Nisan ayında halkın demokrasi talebi isyanı olarak başlayan Suriye savaşı bugün 6.yılında tüm dünyanın çıkar paylaşımı için müdahil olduğu emperyal bir savaşa dönmüş durumda. 6 yılda  5 milyon Suriyeli ülkelerinden kaçıp başka ülkelerde mülteci olmak zorunda kaldı.

Savaş  yalnızca Suriye’de değil elbette. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın bir çok ülkesinde hala sıcak savaşlar  devam etmekte. Yüzbinlerce insanın hayatını kaybettiği çatışmalarda milyonlarca insan ülkesini terk etmek zorunda kalıyor.

Tüm bu yaşananların karşısında ise dünya devletlerinin yaşanan insanlık krizinin karşısında tek yaptığı ise kendi iktidarlarını güçlendirmek  veya iktidarı ele geçirmek için milyonlarca insanın hayatlarını siyaset yarışında malzeme olarak kullanmak.

 

Bunun örneğini son olarak Amerika seçimlerinde gördük. Amerika Birleşik Devletleri’nde Trump’ın başkanlığa seçilmesi tüm dünyada en temel insan hakları, demokrasi ve özgürlükleri savunanlara büyük bir şok oldu. Popülist Trump, sadece seçim kampanyası boyunca sözde değil, seçildikten sonra da fiilen kadınlara, göçmenlere, Müslümanlara ve mültecilere saldırarak başladı işe. Trump Avrupa’da mültecilere karşıtlık üzerinden sesleri yükselen ırkçı, islamofobik, aşırı sağ ve faşist hareketlere umut verirken öte yandan da umutsuzluğun umuda çevrildiği eylemlerde ABD ve Avrupa’da milyonlarca insan ırkçılığa, kadın düşmanlığı ve homofobiye karşı sokağa çıktı.

 

Bugün ABD ve Avrupa’da ırkçıları bir duvar merakı sarmış durumda. Artık devasa boyutlara ulaşan mülteci krizinde ve yaşanan insanlık dramında Avrupa devletlerinin hem emperyalist savaş politikalarının hem de ırkçı mülteci politikalarının büyük bir katkısı olmasına rağmen AB hiç bir insani ve siyasi sorumluluk almıyor.

Trump Meksika sınırına göçmenlere karşı duvar örmekten bahsediyor. AB ise önce Türkiye ile anlaşarak Ege kıyılarını mültecilere kapatıp yaklaşık  3  milyon insanı bir açık hava hapishanesinde yaşamaya mecbur bıraktı. Şimdilerde ise  işleyen bir hükümeti bile olmayan Libya’ya 200 milyon Euro vererek Akdeniz kıyılarını kapatma uğraşında. Libya’ya verilen bu ‘rüşvet’ ile amaçlanan mülteci toplama kampları kurup mültecileri oralarda gözaltında tutmak. Amaçları, Geri Kabul anlaşmasında olduğu gibi, bu anlaşma ile Yunanistan ve İtalya üzerinden binlerce mülteciyi sınırdışı etmek.  İngiltere sınırsız sayıda Afgan mülteciyi sınır dışı etmeye başladı bile. Bunun yanı sıra yıllardır açık kapı politikasıyla övünen Türkiye de Suriye sınırına 3 metre yüksekliğinde bir duvar örüyor.

 

Türkiye’de ise şuan 3 milyona yakın Suriyeli, 400 bine yakın da Irak,İran,Afganistan,Eritre,Somali gibi milletlerden mülteci yaşamakta. Suriyeliler 6 yıldır uluslararası statülerin arasında hiçbir yeri olmayan ve son derece güvencesiz geçici koruma statüsü altında yaşıyor. 3.5 milyon insanın varlığı görmezden gelinerek başlarının çaresine bakılması bekleniyor. 6 yıl geçmesine rağmen hala Suriyeliler’in Türkiye’de yaşayabilmelerini öngören koşullar için bir adım atılmadı. Yüzbinlerce okul çağındaki çocuk çalışmak zorunda. 500 bine yakın insan hiçbir hakkı olmadan kayıt dışı çalışıyor. Her gün mültecilere karşı bir nefret saldırısına tanık oluyoruz. Avrupa’nın ise tüm bunlar karşısında verdiği tepki tabii ki sadece sessizlik ve daha fazla sınır güvenliği daha fazla duvar.

 

Tüm dünyada  aşırı sağ, ırkçı, islamofobik hareketler bu öfkenin sesi soluğu olmak iddiasıyla ortaya çıkıp varlıklarını güçlendirmeye çalışıyorlar. Sahte Robin Hood’çuluk yaparak sıradan insanların kalbini ve aklını kazanmaya çalışıyorlar. Hiçbir ilerici siyasetleri olmayan bu çevreler ırkçılığı siyasi bir silah olarak kullanıyor. Bu silah bugün mültecilere, göçmenlere, doğrultulmuş durumda. İktidara geldiklerinde bu silahı kendi halklarına, işçilere, sendikalara, kadın haklarına doğrultuyorlar.

 

Biz biliyoruz ki başka bir  Avrupa daha var. Halkların neoliberalizme öfkesine ırkçılık karşıtlığını, mülteci dayanışmasını katan ve İspanya, İngiltere, Almanya başta olmak üzere tüm Avrupa’da yüzbinlerle ırkçılığa ve neoliberalizme karşı haykıran bir Avrupa. Aşırı sağ hareketlerin hodri meydan dediği bu dönemde siyaseti ve sokakları bu ırkçılara bırakmayan dayanışmanın Avrupa’sı bu.

 

Türkiye ile Avrupa halklarının kardeşliği bu dayanışmadan geçiyor. Mültecilere ve sıradan insanlara özgürlük ve barış halkların bu köprüsüyle gelecek. Bizim aramıza duvar dahi örseler bu dayanışmanın mücadelesini durdurmazlar. Çünkü sokakta aç-evsiz yaşayan bir insanla, ölüm yolculuklarına çıkan mültecilerin umutlarını birbirinden ayırmıyoruz.

 

Bizler Türkiye’den mülteci hakları savunucuları olarak Avrupa’daki dostlarımızın sesine ses katıp iltica temel bir haktır, mültecilere koşulsuz şartsız “sınırları açın” demeye devam edeceğiz.  Bu zorlu ve uzun bir mücadele ama gelişen aşırı sağa, AB devletlerinin ırkçı politikalarına rağmen kaybedilmiş bir mücadele değil. Çünkü yine biliyoruz dünyanın en zengin kıtası Avrupa’da çalışan insanların yarattığı zenginliği mültecilere paylaşmakta hazır milyonlar var.
Sınırlardan Önce İnsan Hayatı

Halkların Köprüsü Derneği

Comments are closed.