Kılıçdaroğlu Nefret Suçu İşliyor!

kopru_logoHalkların Köprüsü Derneği Basın Açıklaması 1 Mart 2017

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu dün TBMM’de yaptığı grup konuşmasında Suriyelilere vatandaşlık için referandum çağrısı yaptı.

(Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından: ‘’Suriyelileri vatandaşlığa alacağız’ diyorlar. Hangi gerekçeyle alacaksın? 6 milyon işsiz var. Suriyelilere karşı değilim, kardeşimiz. ‘Niye geldiniz’ demedik. Niye vatandaşlık veriyoruz, hangi gerekçeyle veriyoruz? 400 bini Şanlıurfa’da 391 bini İstanbul’da, 324 bini Gaziantep’te, Kilis’te 116 bin yaşıyor. 400 bin Suriyeli çocuk okula gitmiyor. Bu çocukları nasıl eğiteceksin? Bu açıklamayla Avrupa derin bir nefes aldı. Yardım yapmayacaklar. 500 milyon nüfusu Avrupa 500 kişi almıyor, biz 78 milyon 3 milyonu alıyoruz. Avrupa, Suriye’deki onarıma katılmayabilir bile. Bunları alırsanız Türkiye’nin sosyal dokusu bozulacak, Türkiye’nin genleriyle oynanıyor. Kimin terörist, kimin masum olduğu bilinmiyor. Bunların devleti yönetme güçleri yok. Stratejileri yok. Yeni bir rejim kurgulamak için yapıyorlarsa bu bir ihanettir. Türkiye’ye ihanettir. Suriyeli kardeşlerimizi elbette kabul edeceğiz. O savaşın bitmesi için her türlü çabayı göstermeliyiz. Silah göndermemeliyiz. AB, BM başta olmak üzere Suriye’nin yeniden onarılması lazım. ‘TOKİ konutlarını vereceğim’ diyorsun. Suriye’deki binaları yapalım. Kimse topraklarını terk etmek istemez. Savaşın bitmesi lazım, Suriye’nin onarılması lazım, sonra Suriyeli kardeşlerimiz kendiliğinden döner.  Sen düne kadar milli irade diyordun, referandum yapalım, hodri meydan.…. Şimdi diyorlar ki “Suriyelilere vatandaşlık hakkı vereceğiz.” İnsaf ya! İnsaf! Vatandaşlık hakkını niye veriyorsun, hangi gerekçeyle veriyorsun? İstiyorsa sözüm söz, Suriyelilere vatandaşlık verilsin mi, verilmesin mi referanduma gidelim, bu kadar açık, bu kadar net. Hep demiyorlar mı “Millet bilir, millet bilir…” Milletten korkma kardeşim, gel, Suriyeliler için referanduma gidelim. Milletten korkmayacaksınız, korkmayacaksınız, bizim gibi.’

Şimdi Türkiye’de kaç Suriyeli var belli değil, kimse bilmiyor. Rakamlar muhtelif, kimisi 1,5, kimisi 2,5, kimisi 3,5 milyon Suriyeli var diyor. Sayı, emin olun 4 milyondan az değil.  Değerli arkadaşlarım, bizim gençlerimiz, çocuklarımız Suriye için Suriye’de şehit oluyor. Bizim çocuklarımız, bizim evlatlarımız, Anadolu’nun gariban ailelerinin çocukları Suriye için gidiyorlar, Suriye’de şehit oluyorlar. Onların gençleri? Türkiye’de. Nasıl oluyor bu? Üstelik iş bulup çalışıyorlar. Bizim evlatlarımız, bizim çocuklarımız işsiz, onların işi var; sigortaları yok, düşük ücretle çalışıyorlar, bizim çocuklarımıza iş kapısı kapanmış durumda. Nasıl oluyor bu? İşsiz genç arkadaşım, hâlâ isyan etmeyecek misin? Hâlâ demeyecek misin “Artık yeter, ben bu düzene hayır diyorum” demeyecek misin? Hayır diyeceksin. Hadi diyelim ki Suriyeliler geldi, olabilir, savaştan kaçtılar, hiç itirazım yok, alırsın kamplarda tutarsın. 81 ilde Suriyeli var arkadaşlar, bunları niye kamplarda tutmuyorsun? Bakalım bunlara kamplarda, yemeğini, aşını verelim. Esnafın yanında iş yeri açıyor. Açsın mı? Açsın. Bizim esnafımız vergi veriyor, Suriyeli esnaf vergi vermiyor. Bu mudur rekabet? Esnaf kardeşim, hâlâ uyanmadın mı? Sen de hâlâ bu düzene “Hayır” demeyecek misin? Sen de hayır de.Suriyeliler için kaç lira harcadık? 36 milyar lira, eski parayla 36 katrilyon lira. Bizim vatandaşımız hastaneye gider sıra bekler, Suriyeli sıra beklemez. Bizim vatandaşımız hastanede, eczanede para öder, Suriyeli ödemez yani bizim vatandaşımız kendi ülkesinde ikinci sınıf vatandaş. Sevgili vatandaşım, bu düzene hâlâ “Hayır” demeyecek misin?”)

Nefret söylemini tepeden aşağı doğru yaymaktan başka bir işe yaramayacak bu konuşma, içine serpiştirilmiş  ve tamamen iğreti duran, içi boş ‘’kardeşlik’’ söyleminin anlamsızlığını da ortaya koyuyor.

Konu ‘’kardeşlerimize’’ vatandaşlık hakkı bahşedip bahşetmeyeceğimizi milli iradeye sormak değildir! Konu, İnsan Hakları ve Evrensel Hukuk konusudur!

Temel insan hakları adı üstünde tüm insanlar için dokunulamaz haklardır ve bu konuyu referanduma sunmak onun tartışılabilirliğini ilan etmek olur ki bu temel haklar kavramına aykırıdır.

Suriyeli mültecilerle ilgili en yalın gerçek, bu insanların hayatta kalmak için kendi ülkelerini terk ederek her türlü vatandaşlık haklarını kaybettikleri ve sığındıkları Türkiye’de de haklardan ve vatandaşlıktan mahrum biçimde hayatta kalma mücadelesi verdikleridir. Türkiye toplumunun mültecilere yönelik etik anlayışı, ulus devletlerin konjonktürel siyasetini ya da uluslararası hegomonik güçlerin/kurumların kısıtlamalarını aşacak biçimde bir konukseverlik; koşulsuz konukseverlik olmalıdır.

Her türlü haktan mahrum kalmış bu insanların ‘haklara sahip olma hakkı’, yaşadıkları topluma itilip kakılmadan, sindirilip yutulmadan katılma hakkıdır, yani aslında siyaset yapma hakkına sahip olma hakkıdır. Hiçbir iktidarın, en temel hak olan siyaset yapma hakkını mültecilerin ellerinden alarak, onların siyasi özne pozisyonlarını yok saymaya hakkı yoktur. Siyasi özne olabilmek, ancak kendi hayatı üzerinde söz sahibi olmakla başlayabilir. Bu da uluslararası düzlemde mülteci statüsünü ve konuk olunan ülkedeyse vatandaşlık hakkı elde etmeyi gerektirir. Bu yüzden Türkiye’deki göçmen ve mülteciler için hem mültecilik statüsünün verilmesi hem de vatandaşlık imkanının sağlanması insan hakları ve evrensel hukuk gereğidir.

Kemal Kılıçdaroğlu, bu konuşma ile açık bir ayrımcı diskurla tüm temel insan haklarını çiğnemiş ve nefret suçu işlemiştir.

 

Demek ki Kılıçdaroğlu Suriye halkının demokratik ve özgür bir yaşam için başlattığı isyanı onlardan çalan ve vekalet savaşları ile bir ülkeyi yerle bir eden emperyal hevesli devletlerin, büyük küçük hegomonik güçlerin insanlığa karşı işledikleri suçlarla yan yana, farklı nefret nesneleri yaratarak Türkiye toplumuna acımasızlık, vicdansızlık, kötülük öğretmekte, bunlarla beslenmekte bir sakınca görmemektedir.

 

İçinde, dışında yeterince düşman üreten ve barışı neredeyse hayallerden bile çıkartmak için her türlü yola başvuran bu ülke hâkim siyasetçilerinin, iktidar ve muhalefet olarak elbirliği ile yaptığı şey, aslında bu ülkeyi insanlığın dışına çıkarmaya çalışmaktır.

 

Mültecilere mültecilik hakkı vermezseniz, 5 yıldan daha uzun süre bu ülkede yaşayan ve çalışan mültecilere vatandaşlık hakkı tanımazsanız onları insanlıktan çıkarmaya çalışıyorsunuz demektir. İnsanlığın bir kısmını insanlıktan çıkardığınızda, aslında insanlığı ortadan kaldırırsınız!

 

Sayın Kılıçdaroğlu, Suriyeli ve Türkiyeli halklardan özür dilemeli ve nefret suçu işlemeye son vermelidir.

 

Kılıçdaroğlu popülizm batağına teslim olarak devam ediyor, savaştan kaçmış mültecileri şehit olmamakla suçluyor, Türkiyeli emekçileri Suriyeli emekçilere karşı kışkırtmaktan çekinmiyor:

 

Sayın Kılıçdaroğlu, bir siyasetçiden asgari düzeyde bile tutarlılık beklemeye hakkımız yok mu sizce?

 

Türkiye’nin Suriye’ye yönelik müdahalesinin önünü açan tezkereye parti olarak evet oyu vermediniz mi?  Suriye’de ölen askerlerin sorumlusu olarak Suriyeli mültecileri göstermekle nasıl acımasız bir saptırma yaptığınızın farkında değil misiniz?

 

Türkiye’nin son 20 yılda yüzbinlerce göçmen işçi barındırdığını bilmiyor musunuz?

Türkiye bilerek ve isteyerek tıpkı merkez kapitalist ülkelerin yaptığı gibi yüzbinlerce kaçak göçmen işçi aldı ve bu insanları ekonomisinin ucuz ve esnek emeği haline getirdi. İnşaat sektörü başta olmak üzere tekstil, maden, tarım, turizm, ev hizmetleri, hasta ve yaşlı bakımı, eğlence ve fuhuş  gibi sektörlerde yarı fiyatına, sendikasız, sigortasız çalışan yüzbinlerce yabancı var.

 

Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin patronları dünya düzeninin bu yeni kölelerinden çok memnunlar: Sadece asgari ücretin altında ücret vererek patronlar her yıl yüzlerce milyon TL kazanç sağlıyor. SGK primi ve kaçırılan  vergi ile ekstra  kazanç milyarlarca TL’yi buluyor.

Bu ülkede yoksulluğun, düşük ücretlerin, işsizliğin ana müsebbibi olarak Suriyeli emekçileri göstermek korkunç bir hedef şaşırtmadır.

Sayın Kılıçdaroğlu, Türkiye emekçilerini bu hale düşüren, sizin seyircisi olmaktan öte gidemediğiniz sömürü düzeninin kendisidir. Suriyeli emekçiler de, aynı bizim gibi bu eşitsiz, sömürü düzeninde çalışmak zorunda kaldılar. Onlar gelmeden önce de emeğimizin karşılığını almıyorduk, onlar gelmeden önce de iş cinayetlerinde ölüyorduk…

Sayın Kılıçdaroğlu, sizi, insanlığa ve vicdana davet ediyoruz; özür dilemenizi talep ediyoruz.

 

 

Comments are closed.