HALKLARIN KÖPRÜSÜ DERNEĞİ MÜLTECİLERE YÖNELİK SALDIRI SONRASI TORBALI ZİYARETİ RAPORU 10.04.2017

17880224_1823750677889480_2703691043133099186_o8 Nisan Cumartesi günü Torbalı’da yaşayan mültecilere yönelik yönelik bir ‘’linç girişimi’’ haberini basından öğrendik. Olaylar 5 ve 6 Nisan’da gerçekleşmişti.

Cumartesi ve pazar günü yereldeki arkadaşlarımızla ve Torbalı Jandarma Komutanlığı ile telefon teması kurduk. Olayların yatıştığını ve acil bir sorun olmadığı iletildi. Olaylar sırasında kesici aletle yaralanan Torbalı’nın yerlisi bir kişi olduğu ve hastaneye kaldırıldığını öğrendik.  Bu kişi hakkında Jandarma’dan bilgi almaya çalıştık, hastaya geçmiş olsun ziyareti yapmak istediğimizi ilettik. İzmir Atatürk Hastanesi’nde olduğu söylendi. Hastanenin Cerrahi Klinik sorumlusu hekim arkadaşımızı aradık, ancak kayıtlarda böyle bir hasta bulamadı.

10 Nisan Pazartesi sabahı durumu yerinde görmek ve yetkililerle görüşmek üzere gönüllülerimizle dernekte buluştuk. Aralarında bir halk sağlığı profesörü olmak üzere çok sayıda hekim, hemşire ve eczacıdan oluşan yaklaşık 15 kişi dernekte var olan bir takım erzak ve ihtiyaçlarla beraber yola çıktık.

 

Yerel gazeteci görüşmesi

Önce haberi yapan yerel gazeteci arkadaşla buluştuk. Yerel gazeteci arkadaşımızdan basında okuduğumuz haberleri teyit ettik ve birebir tanıklığını dinledik. Torbalı Pamukyazı Mahallesi’nde Suriyeli mülteci ve diğer çocuklar arasında çıkan bir kavgayı ayırmaya çalışırken büyüklerin de kavgaya dahil olduğu anlaşıldı. 15-20 dakika süren bu olaylar esnasında her iki taraftan darp edilenler oluyor ve ne yazık kesici alet ile bir yaralanma da oluyor. Yaralılar hastaneye götürüyor. Bunun duyulmasıyla üzerine olayın olduğu Pamukyazı Mahallesi’ne yaklaşık 100 ila 200 kişi giderek mültecilerin yaşadığı çadırları ve evleri basıp çadırları ve bazı eşyaları tahrip ediyorlar. Bu grup gelmeden önce mültecilerin yaşadıkları yerleri korku ile terk etmiş olmaları daha büyük olaylar yaşanmasını engellemiş. Kalabalık ve öfkeli grup olay mahalline ulaştığında mültecilerle karşılaşmıyor ama mültecilerin yaşam alanlarına fiziki müdahaleler oluyor. Bu sırada güvenlik güçleri gelerek kontrolü sağlıyorlar.

 

Dayıbaşı ile görüşme

İkinci görüşmemiz saldırıya uğrayan mülteci aileleri Torbalı’ya getiren dayı başı ile oldu. Telefon ile ulaştığımız dayı başıyla Pamukyazı Mahallesi’nde buluştuk.  2 kişi geldi. Dayı başları genellikle erkek olur bu sefer dayı başı bir kadın idi. 35 yıldır Torbalı’da bu işi yaptıklarını, tarım sektörüne Güneydoğu Anadolu’dan mevsimlik çalışacak işçi getirdiklerini ve son 5-6 yıldır ise Suriyelileri getirdiklerini, hem tarla sahiplerinin hem de düzenli ödeme yaptığı için tarım işçilerinin kendisinden her zaman memnun olduklarını anlattı. Olay günü dayıbaşı ve ailesi Torbalı’da değilmiş. Bir cenaze nedeni ile Diyarbakır’da imişler. Güvenlik güçleri kendisi arayıp olay yerine çağırmış ama şehir dışında olduğundan gelememiş. Dayı başı bize büyütülecek bir sorun olmadığını, olayların bir çocuk kavgasından çıktığını, eğer tesadüfen orada olsalarmış çatışmayı engelleyebileceklerini söyledi: ‘’…keşke biz olsaydık, köylü bizi tanıyor, yerelde yaşayan insanlar bizi tanıyor o yüzden de bizim getirdiğimiz mültecilere müdahale etmezlerdi. Bizim olmayışımız büyük aksilik olmuş…’’ dediler. Bu insanlara ne olduğunu sorduğumuzda, ‘’…mültecilerin yaşadığı çadır alanlarının yakılıp yıkıldığı, eşyalarının yağmalandığını pek çok ailenin başka yerlere gittiğini ya da gitmaya çalıştığını, kalanların tanıdıkların çadır ya da evine sığındığını, bazılarının 2 gündür korkudan evlerinden ekmek almaya bile çıkamadığını…’’ anlattı.

 

Mülteciler ile görüşme

Giden ailelerle görüşmek istediğimizi söylediğimiz de Aydın’a doğru yola çıkan bir mülteci grubuna dayıbaşı telefonla ulaştı. Kendisi Arapça bilmediği için telefon görüşmesini Arapça bilen bizim bir arkadaşımız gerçekleştirdi. Gerçekten de bir güvenlik korkusuyla 20’ye yakın aile, çoluk çocuk toplam 100-150 kişi otobüs ve dolmuşlarla Aydın’ın bir köyüne hareket etmişler. Yanlarına alabilecekleri kadar eşya alıp gerisini de bırakmışlar. Telefonda tam olarak bulundukları yeri  söyleyemediler, adres vermediler ama onlardan konum bilgisi aldık. Bu aileleri daha sonra Aydın’da ziyaret etmek üzere bir planlama yaptık. Kalan aileleri ziyaret emek istedik. Dayı başı bizi ilk olarak Pamukyazı’nın hemen dışında bir evin alt katında yaşayan, tedirgin bir şekilde eşyalarını toparlayıp oradan ayrılmaya çalışan 2 aileye götürdü. Burada mültecilerle sohbet ettik, ana dilleri Arapça idi. Olaylarla hiçbir ilgilerinin olmadığını sonradan duyduklarını anlattılar.  İki ailede çok sayıda çocuk ve bebek vardı. Kadınlar ile de konuştuk. Çocuklar dahil hepsi tedirgindi. Güvenlik nedeni ile şu anda kaldıkları yerde kalamayacaklarını belirttiler. Daha kalabalık olacakları bir yere gitmek üzere var olan birkaç parça eşyalarını bir traktör kasasına yerleştirmeye çalışıyorlardı. Yanımızda götürdüğümüz giysi çocuk bezi çocuk maması ayakkabı vb. gibi malzemeleri  bu ailelere dağıttık. Bir parça da olsa dertlerini paylaşmaya çalıştık.

2. mülteci grubu (4 aile) yaklaşık 20 km. Ileride başka bir mülteci çadır alanına yerleşmişti. Pamukyazı Mahallesi’ne 30 km. mesafede bir arazi kenarında 10’a yakın branda çadır vardı. Yoldan çadırlar görünmesin diye etrafını çarşaflarla kapatmışlardı. Buradaki mülteciler de çok tedirginlerdi. Olaylar nedeni ile buraya yeni gelen ailelerin çadırları yoktu. Bizden çadır istediler. Acil olarak en az 3 çadır ihtiyacı vardı. Alanda brandası olmayan ancak çadır demirleri olan 1 çadır vardı. Branda olmadığı için kullanılamıyordu. 2 mülteci arkadaşı yanımıza alarak Torbalı merkeze gittik ve mülteci arkadaşların uygun bulduğu brandayı satın aldık.  Diğer çadırlar için ise sanayi bölgesine giderek bir demirci ustasına 2 adet çadır demiri sipariş ettik. Bunları en erken 2 gün sonra teslim edebilecekti. Bir çadırın toplam maliyeti 900 TL (demirlerinin maliyeti 700 TL, brandasının maliyeti 200 TL) idi. Tekrar çadır alanına döndük. Çok sayda kadın ve çocuk vardı. Bütün eşyalarını ve kaybetmişlerdi. Yanımızda götürdüğümüz yorgan, battaniye, giyecek, ayakkabı, bebek maması ve hijyenik malzemenin tamamını burada bıraktık. Aramızda doktor olduğunu öğrenince hasta bir bebek getirdiler. 1 yaşında kulak iltihabı olan ateşli bir çocuktu. Çocuğu muayene ettik, eczacı arkadaşlarımız merkezden gerekli ilaçları alarak ailesine teslim ettiler. Bu ailenin ve hasta çocuğun kimliği yoktu.  Çadır alanındaki Suriyelilerin bir kısmının kimlikli bir kısmı da kimliksiz olduğunu bu esnada öğrendik. Biz orada iken başka bir dayıbaşı gelerek bizi buraya getiren dayıbaşına ‘’ Burası benim bölgem, buraya işçi yerleştiremezsin’’ dedi. Dayıbaşları kendi aralarında kısa süren bir tartışma yaşadılar. Bizi getiren dayıbaşına mültecileri tedirgin edecek yeni bir soruna yol açmamalarının çok kritik olduğunu anlattık. ‘’Haklısınız’’ dedi. Mültecilere Torbalı’ya ve bu çadır alanına tekrar geleceğimizi, onları yalnız bırakmayacağımızı söyledikten sonra ayrıldık.

 

 

Kaymakam ile görüşme

Torbalı Kaymakamlığı’ndan saat 14 için randevu almıştık. Ekibin yarısı mülteciler ile sahada kaldı diğer yarısı ile Kaymakam Beyi makamında ziyaret ettik. Çok nazik bir karşılama oldu. Yarım saat görüşecektik ama bir saatten daha uzun bir görüşme oldu. Kaymakam Bey Torbalı’da 3 aydır görev yapmakta imiş. Biz daha önceki (3 yıldır devam eden) Torbalı çalışmalarımızı, daha önceki kaymakamla ve belediye başkanı ile yaptığımız görüşmelerimizi anlattık. Ziyaret nedenimizin son olaylar olduğunu ve o günkü gözlem ve tespitlerimizi belirttik.  Kaymakam Bey’de bize göreve geldiğinden bu yana mültecilerle ilgili yaptığı çalışmaları ve sorunları anlattı. Kaymakam Bey, acil bir tehlike olmadığını, olayların yatıştığını ve güvenlik güçlerinin tedbirleri aldığını iletti. Ancak, uzun zamandır yereldeki insanlarla, dışardan çalışmak üzere bölgeye gelen mülteciler arasında günlük yaşamda pek çok sorun olduğunu, bunların biriktiğini ve o günkü çocuk kavgasının bu birikim nedeniyle büyüdüğünü, buna bir öfke patlaması denilebileceğini, bir linç girişiminin söz konusu olmadığını, güvenlik güçleriyle tedbir aldıklarını ve şu anda acil bir güvenlik sorunu olmadığını belirtti. Kendisinin kaymakamlıkta bu sorunları gidermek için başta dayıbaşılık sistemi ile ilgili olmak üzere yaptığı çalışmaları aktardı. Kaymakam Bey, arazi sahiplerinin ve dayı başlarının çalışmak üzere Torbalı’ya getirdikleri insanlara başta barınma olmak üzere daha iyi koşullar sağlaması gerektiğini, bunun onların sorumluluğu olduğunu, dayıbaşılığın bir meslek olarak genelgelerde tanımlandığını ve kayıt altında, kurallara uygun olarak çalışmaları gerektiğini, kamu otoritesinin ise denetimden sorumlu olduğunu anlattı. Bu konu ile ilgili ayrıntılı çalışmalar yapılması gerektiğini, dayı başlarının çalıştırılacak insanları getirmeden önce onların kalacağı yerleri ve oradaki sosyal ortamın hazırlığından sorumlu olduklarını, şimdiye kadar bunun yapılmadığı ama bundan sonraki çalışmaların bu yönde olması gerektiğini belirtti.

Biz de kendisine sabah yaptığımız gözlemleri ve işleri aktardık. Torbalı’nın mevsimlik tarım işçileri ile çok uzun yıllara dayanan bir geçmişi olduğunu, son 3 yıldır yüzlerce defa Torbalı’ya sağlık ve saha taramaları için geldiğimizi, mülteci tarım işçileri ve dayıbaşılık sistemi ile ilgili raporlar yazdığımızı, bunları yetkililerle ve kamuoyu ile paylaştığımızı anlattık. Tarım işi devam ettiği sürece mülteci tarım işçiliğinin de devam edeceğini ve önümüzdeki bahar ve yaz ayları itibari ile bu bölgeye yeni gelenler olacağını ön gördüğümüzü, bu yüzden kısa vadeli çözümler için de çalışılması gerektiğini belirttik.

 

Bu son durumun yol açtığı olumsuz havanın nasıl giderilebileceğine dair karşılıklı görüş alışverişinde bulunduk. Bizim önerimiz bir süre sonra bir çocuk şenliği yapmak yereldeki çocuklarla Suriyeli çocukları tekrar biraraya mesala bir uçurtma şenliğinde ya da başka bir etkinlikte bir araya getirmek,  mahalle toplantıları yapmak, mültecilerin yaşadıkları sorunları yerelde halka anlatmak, onların mülteciler hakkındaki yanlış bilgilerini (örneğin, maaş alıyorlar vb. gibi) düzeltmeye çalışmak ve yereldeki insanları dinleyip onların gerilimlerini, sorunlarını anlamak.

Kaymakam Bey benzer çalışmaların yapıldığını ve yapılmaya devam edileceğini söyledi. Bununla ilgili bir komisyon kurulduğunu, o komisyonun bir görev dağılımı yaptığını ve bu dayıbaşılık sistemini geçici tarım işçilerine daha kalıcı çözümler oluşturmak üzere çalıştıklarını vurguladı. Biz de dernek olarak bu ve benzeri çalışmalara katkı sunabileceğimizi belirttik. Bundan sonra ilk yapacağımız şey sağlık durumunun iyi olduğunu öğrendiğimiz yaralı genci ve ailesini ziyaret etmek olacağını söyledik. Muhtar aracılığı ile gene olayın olduğu mahalledeki insanlarla olaydan etkilenen yereldeki insanlarla da temas etmek istediğimizi ilettik. Eş zamanlı olarak bölgeyi terk etmek zorunda kalmış mültecileri ziyaret ederek, geçirdikleri korkulu hadisenin etkilerini azaltmaya çalışmak ve acil ihtiyaçlarını gidermeye çalışmak üzere yapacaklarımızı anlattık. Bir çadırı kullanılabilir hale getirdiğimizi ancak acil olarak 2 çadıra daha ihtiyaçları olduğunu anlattık ancak bu konuda Kaymakamlığın bir şey yapmasının mümkün olmadığı, çadır kurulmasına Valiliğin izin vermediği söylendi.

 

Jandarma ile görüşme

Kaymakamla görüşmemiz bittikten sonra Jandarma Komutanlığı’na gittik. Jandarma Komutanı sahada görevliydi, makamında yoktu. Telefon ile görüştük ve kendisinin yerine bakan diğer görevliye ile görüşmemiz ayarlandı. Komutan yardımcısı ve olaya müdahale eden güvenlik görevlisiyle görüştük. Güvenlik güçleri basındaki haberlerin çok abartılı olduğunu, 30’a yakın yaralı var diye yazıldığını oysa yaralı sayısını 4 olduğunu, linç girişiminden çok bir mahalle kavgası olduğunu ve kolaylıkla da kontrol altına alındığını, şu anda da herhangi bir güvenlik probleminin yaşanmadığını söylediler. Biz de onlara sabahki gözlemlerimizi aktardık ve mültecilerin tedirgin olduğunu, iki gündür evinden çıkamayanlar olduğunu, geriye gelip eşyalarını alamadıklarını, bazı ailelerin göç ettiklerini, kalanların başlarına bir iş gelir diye her şeyini başka bir bölgeye gitme hazırlıkları yaptığını anlattık. Bize genel olarak bir güvenlik sorunu olmadığını, olayın olduğu mahallede ve civarda sürekli devriye gezdiğini, herkesin rahat ve huzurlu olması gerektiğini söylediler. Teşekkür ettik ve bir güvenlik endişesi duyarsak onları arayacağımız söyledik. Jandarma da ‘’her zaman kapımız açık, telefonlarımız açık, her zaman arayabilirsiniz’’ dedi.  Yaralı kişiyi yeniden sorduk ve hastanede bulamadığımızı kendisini ziyaret etmek istediğimizi söyledik. Jandarma yetkilileri yaralının hala aynı hastanede olduğunu, bu sabah aile ile görüştüklerini, durumun iyi olduğunu söylediler.

Torbalı Devlet Hastanesi ve İzmir Atatürk Hastanesi’ndeki hekim arkadaşlarımızı arayarak yaralının bu hastanede olup olmadığını tekrar kontrol ettik ancak hastaya ulaşamadık.

 

Kipa toplantısı (İç değerlendirme)

Torbalı ziyaret ekibi olarak günü değerlendirmek üzere Torbalı Kipa’da buluştuk. Bundan sonrası için yapılması gerekenleri, hızlıca acil ihtiyaçların giderilmesi, diğer STK’lar ile bilgi paylaşımı yapılması psikologlar ile görüşüp buradaki gerilimi ve husumeti azaltmaya yönelik strateji belirlenmesi konularını görüştük. Zaman kalmadığı için Belediye Başkanı’nı ziyaret edememiştik. Bir sonraki ziyaretin Belediye’ye olmasına karar verdik.

Bu meseleyi kamuoyuna doğru bir şekilde yansıtmanın önemli olduğu, yangına körükle gitmeden, başka husumetlere yol açmadan ya da şuanda kendini mağdur hisseden insanların mağduriyetlerini arttırmadan yeni bir çatışmalı duruma yol açmadan yaklaşmak gerektiğini karalaştırdık.

Öte yandan mültecilere yalnız olmadıklarını, onların hakkını hukukunu takip eden, onları destekleyen insanlar olduğunu hissettirmek, onları hem dayı başlarından hem de yerelde uğrayabilecekleri saldırılardan korumak üzere orada olduğumuzu ilan etmenin önemli olduğunu kararlaştırdık. Dayıbaşlarının genel refleksi bir an önce yeni işçiler temin edip, para kazanmaya devam etmek, onların birinci önceliği bu! Dayıbaşlarından mültecilere yönelik hak, hukuk, statü sağlamalarını ya da daha insani yaşam koşullarını sağlamalarını beklemek şu aşamada gerçekçi değil. Geçici tarım işçiliği sektörü emek sömürüsüne dayalı bir sektör ve uzun yıllardır bu durum böyle sürüp gidiyor. Mültecilerin bu sömürü sistemine katılımı yeni ve durumları daha da ağır. Bir tür kölelik düzeninde çalıştırılan geçici tarım işçileri mülteci olmayanlar ve mülteciler için benzer korkunç koşulları dayatıyor.

Buna rağmen, en azından dayı başlarının bizim sahada olduğumuz görmeleri, bundan sonra da gelip gideceğimizi anlamaları önemli.

Bizim çadır alışverişini mülteci arkadaşlarla beraber yapmamız, onları yanımıza şehir merkezine gitmemiz, malzemeleri beraber seçmemiz önemli.

Yerel kamu otoritelerinin genel tavrı, bize ve derneğimize tavırları olumluydu. Birlikte daha iyi çalışmalar yapılabilir. Bu tür olayların önüne geçecek çalışmalar yapabiliriz.

Biz asıl meselenin, emek sömürüsü, dayıbaşılık sistemi, geçici tarım işçiliği olduğunu, insanları ucuz emek gücü olarak kullanan tarla, arazi sahiplerinin ve komisyon alan dayıbaşlarının sorumlu olduğunu ama asıl bu sisteme izin veren Devlet’in sorumlu olduğunu biliyoruz.

Bu olayın basit bir çocuk kavgası değil, arkasında beş yıllık birikim olduğunu biliyoruz.

 

Son beş senede ‘’misafir’’ gözüyle bakılan Suriyelilerin giderek aslında kalıcı olduklarını ve hem iş hem sosyal yaşamın bir parçası haline geldiklerini herkes anlamış durumda. Ama bunun kendi hayatlarını, yaşam alışkanlıklarını ve iş imkanlarını, kazançlarını, gelirlerini olumsuz etkilendiğini düşünen bir insan kitlesi var. Mesela iş bulamayan işsizler; ‘’Suriyeliler iş buluyor, biz bulamıyoruz, onlar düşük ücretle çalışıyor biz aynı ücretle çalışmıyoruz diye işsiz kalıyoruz’’ diyorlar. Bunlar asla haksız argümanlar değil ama bunun sorumlusu Suriyeliler değil!

Yerel ve merkezi otorite Suriyelilerin çadırda yaşamalarına izin vermiyor. Çadır alanlarını biriktikçe boşaltmaya zorluyor. Mültecilere başka bir barınma olanağı sunulmadan yapılan bu boşaltma, iç göçe zorlama başarılı olmuor. İnsanlar buharlaşmıyorlar! Bir tarla kenarından başka bir tarla kenarına bir kasabadan başka bir kasabaya göç edip duruyorlar. Göçemeyenler merkezde ev kiralamaya çalışıyor. Genellikle Suriyelilere ve kiralamaya isteksiz yerli halk ancak ya çok yüksek kira bedeli ile ya da çok berbat evlerin kiralanması ile sonuçlanıyor bu arayış. Bir odada 43 kişinin yattığını gözlerimizle görmüşlüğümüz var Torbalı’da.

Yerel halk Suriyeliler ev kiraladığı için kiraların yükseldiğinde yakınıyor. Önceleri 200-300 TL olan ev kiraları şimdi 700-800 TL. Bu da çok haklı bir argüman aslında ama bununda sorumlusu asla Suriyeliler değil!

Suriyeliler pek çok boş dükkânı ev olarak kiralamışlar, aynı zamanda dükkan olarak da kullandıkları da var. Yerel halk ‘’ Ben vergi veriyorum, stopaj veriyorum, yirmi tane evrak hazırlıyorum ama Suriyeliler fırın açarken bile bir evrak hazırlamıyor, vergi vermiyor’’ diyorlar. Bu da haklı bir argüman ve bunun da sorumlusu Suriyeliler değil!

 

Devlet, birlikte yaşamak ile gerçekçi, kalıcı adımlar atmadığı için paralel yaşamlar ortaya çıkıyor! Bazıları için farklı bazıları için daha farklı kurallar işlemeye başlıyor! Bu tüm sorunların temelindeki biricik nedendir!

Yerli halk Suriyelileri daha avantajlı görüyor. Suriyelileri hedef gösteren, nefret dili kullanan, yanlış bilgi veren siyasiler, toplumda Suriyeliler hakkında olumsuz ön yargılar oluşmasına yol açıyorlar.

Öte taraftan Suriyeliler açısından burada yaşam bırakın avantajı, hala bir hayatta kalma mücadelesi. Yarın kaldıkları evlerden, derme çatma çadırlardan atılıp atılmayacakları bile belli olmadan emeklerini satarak hayatta kalmaya çalışıyorlar. Haklarını, hukuklarını bilmiyorlar…

 

Sonuç

Eğer bu mülteci meselesine en başta statü olarak bir çözüm bulunmaz, bu çözümler halka doğru bilgilendirme yaparak devlet tarafından anlatılmazsa bu tür gerilimler kaçınılmaz olur. Bugün Torbalı’ da yarın başka bir yerde, bugün çocuk kavgasından, yarın komşu kavgasından bir olay çıkar.

Topluma Suriyelilerin misafir olmadığını, artık büyük bir kısmının kalıcı olduğunu anlatmak ile, bu insanlara mülteci statüsü vermek ile, topluma mültecilerin uluslararası hakları olduğunu anlatmak ile işe başlanmalıdır.

İsteyen Suriyelilere ve diğer mültecilere vatandaşlık hakkı vermek, vatandaşlığa en yakın oturma iznini de içeren yeni statüler oluşturmak gibi birlikte yaşam kurmanın hukuki alt yapısını geliştirmek devletin görevidir. Bunda çok geç kalınmıştır.

Bunlar yapılmadan, devasa bir mesele sürekli askıda tutularak, meselenin adı konmadan ve bir çözüm önerisi geliştirmeden, gerçekler tam olarak toplumla paylaşılmadan şu anda olduğu gibi devam edilmesi artık imkansızdır!

Bu yaklaşım, toplumdaki ötekine karşı kuşku, kaygı, öfke hatta nefret duygularının oksijeni oluyor.

Mültecilerin iç (örneğin, Suriyeliler oy kullanacak) ve dış (örneğin, Avrupa Devletlerine yönelik Suriyelileri size gönderirim ha!) siyasette konjonktürel ihtiyaçlara göre siyasi söylemin piyonları olarak kullanılması da çok olumsuz bir duruma yol açıyor. Bu söylemler toplumun aklını karıştırıyor, gerginliği arttırıyor.

 

Meselenin özü ilk günden beri, ortada, gözümüzün önünde bütün çıplaklığı ile duruyor: 5 yıldır bu ülkede yaşayan 4 milyon insan ile birlikte yaşam kuracağız!

Torbalıda karşımıza çıkan olay bu devasa mesele için hemen harekete geçmemiz gerektiğini gösteren önemli bir belirtidir! Dikkate alınmalıdır!

 

Comments are closed.