Emani Al-Rahmun ve İki Çocuğu İçin Yas Tutuyoruz!

  • By Aşkın
  • 17 Temmuz 2017
  • Emani Al-Rahmun ve İki Çocuğu İçin Yas Tutuyoruz! için yorumlar kapalı

Emani Al-Rahmun, 20 yaşında Suriyeli bir kadındı. Emperyalist müdahalelerle kışkırtılan iç savaş nedeniyle ülkesinden göç etmek zorunda kalan milyonlarca mülteciden biriydi. O ve ailesi 1 yıl önce Türkiye’ye göç etmiş ve Sakarya ili Kaynarca İlçesine yerleşmişlerdi. Kocası Halid Al-Rahmun bir tavuk kesimhanesinde çalışıyordu. Öldürüldüğünde 10 aylık olan oğlu Halaf, Sakarya doğumluydu. Emani ikinci çocuğuna hamileydi. Nefretin, ayrımcılığın, ırkçılığın, muhafazakarlığın beslediği erkek vahşeti, ona ve çocuklarına yaşam hakkı tanımadı. Emani ve çocukları,  kadın bedenini kendi iktidar mekanları sayan iki insanlıktan çıkmış erkek tarafından vahşi bir biçimde katledildiler.

Emani yaşasaydı ikinci çocuğunun adını ne koyacaktı bilmiyoruz. Halaf gibi isimsiz bebek de annesiyle birlikte katledildi. Cenazeleri, savaş yüzünden kaçtıkları ve halen savaşın devam ettiği ülkelerine, Suriye’nin İdlib kentine gönderildi. Hayattan ve umuttan yana ne varsa, Emani’nin yaralanmış ölü bedeniyle birlikte bir tabuta konuldu.

Emani, ülkesindeki savaşta nelere tanık oldu, neler yaşadı; sınırı nasıl geçti bilmiyoruz… Türkiye’de yaşamaya devam etmek istiyor muydu; mültecilik veya yurttaşlık hakkı talep edecek miydi; bilmiyoruz… Emani’nin yaşamı hakkında bildiklerimiz ölümü hakkında bildiklerimiz karşısında o kadar az ki… Onu tanımıyoruz; onun evlilik hikayesini, ilk çocuğunu ülkesinden uzakta, dilini bilmediği bir şehirde doğurduğunda hissettiklerini, özlemlerini, korkularını, sevinçlerini bilmiyoruz… Ama işte onun bedeninin nasıl yaralandığını, nasıl öldürüldüğünü ayrıntılı bir şekilde biliyoruz… Sanki ölüm hayattan daha değerliymiş gibi… Yaşarken görülmeyen, duyulmayan Emani, ölümüyle kamusal görüş alanımıza girdi çünkü… Onun hayatı hayat sayılmadı ama ölümü ölüm sayıldı çünkü…

Emani ve çocuklarının yasını tutuyoruz; çünkü onun katledilen bedeninden geri kalan boşlukta, mülteci kadınların imdat çığlığı asılı duruyor. Çünkü göç yollarında, sınırda, iş yerinde, başını sokacak ev ararken, hastanede, sokakta, mahallede hakarete, tacize, tecavüze maruz kalan mülteci kadınlar, kendilerinden başka sığınacak yer bulamazken, erkek şiddetinin böyle ulu orta aramızda dolaşıyor olmasından utanç duyuyoruz… Çünkü Emani ve çocuklarının, nefret, ayrımcılık ve ırkçılıkla iktidarlanan erkek şiddetinin kurbanları olduğunu biliyoruz… Emani’nin yasını tutuyoruz; çünkü ancak yası tutulan bir kayıp, hiç yaşamamışcasına kaybolup gitmekten kurtulabilir… Hiç tanımadığımız Emani’nin yasını tutuyoruz; çünkü hayatın, tüm hayatların değerine inanıyoruz. Çünkü ancak onun için kederlenip acı çektiğimizde, Emani bizim gerçekten kardeşimiz, komşumuz, yakınımız olabilir. Emani’nin yasını tutuyoruz; çünkü onun kaybıyla birlikte neleri kaybettiğimizi bilelim istiyoruz…

Emani ve çocukları, bu ülkede güvencesiz ve statüsüz bir hayat yaşıyorlardı. Geçici koruma belgeleri, onları ne mültecilere yönelik nefret dilinden, ne aşağılanmadan, ne tacizden ne de öldürülmekten koruyabildi. Yabancı bir ülkede vatansız, statüsüz dolayısıyla temel insan haklarından mahrum olarak yaşıyorsanız;  üstelik her gün medyada, emeğinizin boğaz tokluğuna satın alındığı iş yerinde, fahiş fiyatlarla ev diye tutabildiğiniz dört duvarı çevreleyen mahallede öteki olarak düşmanlaştırılıyorsanız ve üstüne üstlük bir kadınsanız, erkek saldırganlığının hedefinde, son derece kırılgan ve yaralanabilir bir durumdasınız demektir. Kadınların,  göç sırasında ve sonrasında cinsel şiddete maruz kaldıkları artık herkesin malumudur. Yine Suriyeli kız çocuklarının erken evliliğe ve Suriyeli kadınların 2. ya da 3. eş olarak yasa dışı evliliklere yönlendirildikleri, suç örgütleri aracılığı ile fuhuşa zorlandıkları da herkesçe malumdur. Mülteci kadın olmak, kadınlığınızın sınırı geçerken, ev tutarken, işe girerken pazarlık konusu yapılması demektir. Emani’nin yası, mülteci kadın dostlarımız için duyduğumuz derin kederle birleşiyor bu yüzden…

Muhtemelen yeni bir hayat kurmak üzere geldikleri bu ülke, mültecileri şiddete ve sömürüye açık, haklara ve hukuka kapalı bir yaşama mahkum etti… Siyasal, sosyal, ekonomik alanlarda mütemadiyen, fütursuzca ama illaki ideolojik olarak üretilen  nefretin hedefi haline gelen mülteciler için durum son derece kaygı vericidir. Türkiye’deki mültecilerin,  %47’sini kadınlar ve %45’ini çocuklar oluşturuyor.  Kadın ve çocuk olmak bir hayatı yeterince kırılgan ve yaralanabilir yaparken, buna bir de mülteci olma sıfatı eklendiğinde şiddete maruz kalma olasılığı hızla katlanmaktadır.

Emani’nin ve çocuklarının hayatlarına son veren saldırı,  mülteci kadınların hayatın her alanında karşılaştıkları cinsel şiddetin en korkunç halidir. Emani, mülteci kadınların korkularının adı;  taciz, tecavüz ve aşağılanmayla geçen mülteci hayatlarının kilidi oldu artık!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Emani’ye onu haklarla donatarak bir güvenceye ve statüye kavuşturacak mültecilik ve vatandaşlık hakkını vermekten sakındı. Böylece onun biricik hayatı yok sayıldı; kamusal görüş alanından uzak tutulmuş oldu. Yalnızca bu da değil… Devlet, mültecilere yönelik nefret dilinin ve saldırganlığın önüne geçecek önlemler almadı; açıklamalar yapmadı… Böylece yabancı düşmanlığından arınmış bir ortamda yaşama olanağından da yoksun kalan Emani ve çocukları, mültecilere yönelik önyargıların ve nefretin önüne atılmış oldu.

Emani ve çocuklarının katledilmesinin, Türkiye’de siyasal ve sosyal olarak her gün tanık olduğumuz, maruz kaldığımız nefret dilinin kurumsallaşmasıyla, bu dilin yabancı/mülteci düşmanlığına kolaylıkla evrilebilirliğiyle ilişkisi kurulmaksızın münferit bir olaymış gibi sunulmasına itirazımız var. Bu münferit bir mesele değildir. Mültecileri diken üstünde yaşamaya mahkum kılmış nefret dilinin somutlaşmış en korkunç halidir.

İşte bu yüzden yas tutuyoruz.  Mültecileri, mülteci kadın ve çocukları linçlerden, cinsel-cinsel olmayan saldırılardan, haksız bir şekilde kendilerine yöneltilen ve giderek artan nefretten, nefret dilinden korumanın yollarını aramak için; Emani’nin cenaze töreninde “Biz de tacize uğruyoruz, sesimizi çıkaramıyoruz. Mahkemeye başvurmak istedik bir şey çıkmaz dediler. Sürekli bu sorunlarla karşılaşıyoruz, evimize giderken bile korkarak gidiyoruz’ diye haykıran bir başka mülteci kadının sesini duyduğumuz için;  bu ülkede Emani ve çocuklarını  koruyacak, onları haklarla donatarak güvence altına alacak yasal-hukuksal olanakların tesis edilmemesinin onların öldürülmesini kolaylaştırdığını;  bu erkek vahşetini besleyen her türlü ötekileştirici politikanın üreticisi, uygulayıcısı olan herkesin Emani ve çocuklarının ölümünden sorumlu olduğunu düşündüğümüz için… Mültecilerle ilgili siyasal ve toplumsal gerçekliğimizle yüzleşmek için… Çünkü yas tutmak, ölenin tam da artık aramızda olmayan bedeni üzerine ve bedeni vasıtasıyla inşa ettiği bir hayatı olduğunu, o hayatın biricik ve değerli olduğunu kabul etmekle başlayan, kendi yaralayabilirliğimizle yüzleşerek şiddete karşı çıkabilmemizi mümkün kılan, bu nedenle de  hayata dair olan  bir keder halidir. Çünkü yas tutmak, değişmek ve değiştirmeyi istemektir.

 

 

 

 

 

 

 

Comments are closed.