3. Alan Kurdi Mülteci Çalıştayı Çağrı Metni / 5-6 Mayıs 2018


KENT MÜLTECİLERİ VE YEREL YÖNETİMLER

Yalnızca zorla yerinden edilen kişilerden oluşan bir ülke olsaydı, bu ülke günümüzde 65,6 milyondan fazla nüfusuyla, dünya üzerindeki pek çok ülkeden daha kalabalık bir nüfusa sahip olurdu!

Hiç kimse kültürel, dinsel, ekonomik, sosyal, siyasal olarak insan onuruna yaraşır bir yaşamı idame ettirebilmesine engel olan zorunlu bir neden olmadıkça, yurttaşı olduğu ülkeyi, o ülke yurttaşı olmaktan dolayı sahip olduğu hakları gerisinde bırakıp, “yabancı”sı olacağı bir başka ülkede hayatını sıfırdan kurmayı göze almaz. Ancak zorunlu nedenlerle göç, üstelik en kitlesel haliyle, çağımızın en can yakıcı sosyo-politik meselelerinden biri haline geldi.

Kitlesel göçlerin nedeni çoğunlukla savaşlardır. İlk büyük kitlesel göç, 2. Dünya savaşı sırasında yaşanmış, on binlerce insan yerlerinden edilmiş, yurtlarıyla birlikte yurttaşlık haklarını da kaybetmiştir. Çağımız, adı dünya savaşı olarak konulmamış olmakla birlikte sonuçları ve etkileri bakımından dünyanın tamamını ilgilendiren bir savaşın, Suriye’de ne yazık ki halen devam etmekte olan savaşın neden olduğu ikinci büyük kitlesel göçün tanığıdır.

Bu savaş nedeniyle, on yıllardır ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan ve insan onuruna yaraşır bir yaşam için yollarda olan Afganlar, İranlılar, Iraklılar, Sudan, Eritre, Somali ve diğer Afrika ülkelerinden mültecilere, son yedi yıldır kitlesel olarak Suriyeli mülteciler de eklendi.

Mülteci terimi, iltica hakkıyla müsemma hukuksal bir terim olmakla birlikte, zorunlu ve hayati nedenlerle ülkesinden ayrılıp bir başka ülkeye sığınan herkes için kullanmaktan imtina etmememiz gereken bir terimdir, Biz Halkların Köprüsü Derneği olarak, ülkelerinden benzer zorunlu nedenlerle ayrılmak zorunda kalmış olmalarına rağmen geldikleri coğrafi bölgeler farklı olduğu için, ülkemizdeki ulusal mevzuat uyarınca mülteci, şartlı mülteci, geçici koruma, misafir gibi farklı adlara ve dolayısıyla farklı statülere sahip olan insanların tamamını, ayrımsız bir şekilde mülteci olarak kabul etmekteyiz. Ayrıca 2017 yılında “Birlikte Yaşam Kurmak ve Vatandaşlık” başlığıyla düzenlediğimiz II. Alan Kurdi Mülteci Çalıştayımızın sonuç bildirgesinde de beyan ettiğimiz üzere, coğrafi bir kayıt olmaksızın, ülkemize sığınan tüm yabancılara mültecilik statüsü ve isteyenlere sınıf, ulusal aidiyet, etnik köken, dinsel inanç, mezhep vb. ayrımı yapmaksızın vatandaşlık hakkı verilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

İlk gelişlerinden bu yana yaklaşık yedi yıldır Türkiye’de geçici koruma statüsünde olan Suriyeli mülteciler ve yıllardır bu ülkede yaşayan aynı statüdeki diğer mülteciler, artık bu toplumun geçici değil kalıcı üyeleridirler. Ancak bu kalıcılığa uygun statüyü yaratacak olan iltica hakkı hali hazırda mevcut değildir; vatandaşlık hakkı ise eğitim, sınıf vb. bakımından avantajlı bir grup Suriyeliye tanınmıştır. Oysa bu insanlar, öğrencilerimiz, hastalarımız, ustalarımız, müvekkillerimiz, esnafımız, pazarcımız, komşularımız, hemşehrilerimiz olarak bizlerin yanı başında ama bizim sahip olduğumuz hukuksal güvenceye sahip olmaksızın yeni bir hayat kurmaya çalışıyorlar. Onlarla aynı sokakları, aynı lokantaları, aynı taşıtları, aynı hastaneleri, aynı okulları paylaşıyoruz. Onlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmasalar da bizlerle aynı kentlerin yurttaşları oldular artık… Evet, ucuz iş gücü olarak, güvencesiz işlerde çalışıyorlar ama üretiyorlar, kentin ekonomik hayatına katkıda bulunuyorlar… Evet, son derece kötü fiziki koşullara sahip evimsi yerlerde yaşıyorlar ama oralarda bir düzen tutturmaya çalışıyorlar… Evet, yoksulluğun yeni özneleri olarak yarını belirsiz bir hayat yaşıyorlar ama bir gelecek kurma ümidiyle yaşıyorlar… Kısacası mülteciler onurlu, insanca bir yaşam için mücadele etmeye devam ediyorlar. Bu mücadelelerinde onlara destek olmak, onlarla dayanışmak için ne yapabiliriz?

Türkiye’de merkezi yönetimin mülteci politikası, Bakanlıklar, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü ve diğer ilgili kurumlar eliyle yürütülmektedir. Yapılan bazı iyileştirmelere rağmen mülteciler sağlık, eğitim, barınma ve çalışma gibi temel hakların önemli bir kısmına erişememektedir. Zira merkezi yönetim nezdindeki statüleri, onların hayatlarının haklarla donatılarak hukuksal güvenceye kavuşmasını engelliyor. Oysa mültecilerin onurlu bir yaşama ve güvenli bir geleceğe erişmeleri için insan hakları temelli çalışmaların yapılması ve mültecilerin haklardan eşit olarak yararlanmaları elzemdir. Ancak gerek geçici koruma statüsünde olmaları gerekse yerleştikleri kentsel alanlarda halen “yabancı” addedilmeleri nedeniyle, mültecilere ilişkin hak temelli çalışmalarda büyük bir eksiklik var.

Yerel yönetimler işte bu eksikliği kapatabilmek, mültecilerin kamusal hizmetlere erişmesini sağlamak için özel bir öneme sahiptir. Zira yerel yönetimler, bazı iyi örneklerde de tanık olabildiğimiz üzere, özellikle hemşehrilik hukuku vesilesiyle bu güvencesiz hayatları bir ölçüde güvenli bir çerçeveye kavuşturabilir gibi görünüyor.

Hemşehrilik hukukuyla, mültecilerin, “yabancı” kategorisinden çıkartılarak hem yerel yönetimler hem de kentin diğer yurttaşları tarafından kentsel yurttaşlar olarak tanınmalarını sağlamak mümkün mü? Burada söz konusu olan, ulusal siyasal bir topluluğa üyelik anlamında hukuki statü olarak yurttaşlık değil, bir kentte yaşamaktan kaynaklanan haklara ve dolayısıyla kent üzerinde tasarruf hakkına sahip olan sosyal-siyasal bir statü olarak yurttaşlıktır. Böylelikle mülteciler, kent sakinleri olarak kentin kaynaklarından ve kentsel hizmetlerden yararlanabilir; kente dair karar alma süreçlerine katılabilir; dolayısıyla kentsel özneler olarak, bir yerel yönetimin, kendi sınırları içinde ikamet eden kentsel yurttaşlara sunduğu bütün imkân ve haklara sahip olabilirler. Mültecilerin yerel yönetimler tarafından kentsel yurttaşlar olarak tanınması, onların, bir kentin sakinleri olarak diğer sakinlerle eşit kentsel haklara sahip olmasının; irade gösteren ve bu sayede özgürlüğü de deneyimleyebilen bireylere dönüşebilmesinin hukuksal değilse de sosyal zeminini tesis eder.

Yerel yönetimler, mültecilerle diğer kent sakinlerinin barış içinde bir arada yaşamasını, birbirleriyle kamusal dostluk ilişkisi kurmalarını sağlamak üzere neler yapabilir? Bu sorunun devamında şunu da sormamız gerekiyor: Yerel yönetimler, mültecilere yönelik nefret söylemleri ve ayrımcılıkla mücadele için ne yapıyorlar, neler yapabilirler? Mülteciler, kentsel mekanlarda, elverişsiz koşullarda, dayanışma ilişkilerinden yoksun şekilde kendi sınırlı yaşam olanakları ile var olmaya çalışıyorlar. Evet, birçok uluslar arası-ulusal kurum, kuruluş ve dernek, Türkiye’de mültecilerle ilgili faaliyetler yürütüyor. Ancak bu faaliyetlerin büyük çoğunluğu, mültecilerin yalnızca biyolojik varlıklarını sürdürebilmelerine hizmet eden yardımlar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Avrupa Birliği gibi örgütlerin hibe vb. destekleriyle birlikte bu alan “hayırseverlik” ve “projeciliğe” sıkışmış durumdadır. Oysa mültecilerin taciz, ayrımcılık, eşitsizlik, şiddet, ötekileştirme gibi her türlü ihlale açık korunmasız-kırılgan hayatlarının güçlendirilmesi için hemşehrileriyle dayanışmaya ihtiyacı var. Böyle bir dayanışmayı sağlamanın yolu ise mültecilere, diğer kent sakinleriyle bir araya gelip, birlikte vakit geçirebilecekleri, üretebilecekleri, eğlenebilecekleri, kısaca birbirlerine ilişkin önyargılarından kurtularak, kamusal dostluk kurabilecekleri sosyal-kamusal mekanları açmaktır. Bunu yerel yönetimlerin, kentin istisnasız bütün sakinlerine karşı sorumluluğu olarak görüyoruz.

Yerel yönetimler, mültecilere ne tür hizmetler vermektedirler, verdikleri hizmetler insan haklarının gerçekleşme mekanı olan kentlerde mültecilerin insan onuruna yaraşır bir hayat yaşayabilmeleri için yeterli midir? Yerel yönetimler, su, ulaşım, kamusal alanlar, sosyal faaliyet alanları, çocuklar ve kadınlar için alanlar, çamaşırhane, yaya ulaşımı, engelli-yaşlı-özel bakıma muhtaçlara yönelik periyodik bakım-destek, ışıklandırma-güvenlik, meslek eğitim kurslarına erişim, temizlik ve sağlık hizmetleri, sosyal ve kültürel etkinliklere katılım, kentsel hizmetler konusundaki kararlara katılım, haklar ve hukuki konuda bilgilendirme, etüd alanları, kreş, barınma-sosyal konut, toplu ulaşımda ücretsiz kart, kent hakkında bilgilendirme ve tanıtım gibi tanımlanmış hizmetleri, sorumluluk alanlarına giren bölgelerde, kendi sınırları içerisinden geçen yolcular da dahil olmak üzere kentin bütün sakinlerine sunmakla görevlidirler. Mülteciler, kentlerin yeni sakinleri, yeni yurttaşlarıdırlar. Dolayısıyla mültecilerin kentlerdeki yaşam alanlarının ve fiziki, sosyal ve hukuki koşullarının iyileştirilmesinde yerel yönetimlere düşen sorumluluk, temel belediye hizmetlerinin eksiksiz olarak verilmesidir. Ancak az sayıdaki iyi örneği takdirlerimizi sunarak bir yana ayıracak olursak, reel durumun bu olmadığı, mültecilerin çoğunlukla hizmet sunumu kapsamı dışında tutuldukları hepimizin malumudur.

Biz Halklararası Dayanışma Köprüsü Derneği adıyla, 2014 yılında halklar arasında eşitlik ve özgürlük temelinde kamusal dostluk ve dayanışma inşa etmek üzere kurulduk. Kuruluşumuzdan bugüne, mültecilerle, bizzat onların yaşam alanlarında yüz yüze temas gerçekleştirdik; sağlık ve saha taramaları yaptık; ilgili kurumlara ulaştırmak üzere raporlar hazırladık. Mülteci çalışmaları alanındaki deneyimlerimizi paylaşmak, başka deneyim ve perspektiflerden öğrenmek ve kamuoyunu bilgilendirmek için 2016 yılından beri “Alan Kurdi Mülteci Çalıştayı”nı düzenliyoruz. I. Alan Kurdi Mülteci Çalıştayı’nda “Mültecilerin Yaşadıkları Sorunlar ve Çözüm Önerileri” konusunu; II. Alan Kurdi Mülteci Çalıştayı’nda “Birlikte Yaşam Kurmak ve Vatandaşlık” konusunu katılımcılarımızla birlikte tartışıp, önerilerde bulunduk.

Yukarıda ifade ettiğimiz nedenlerle, 3. Alan Kurdi Mülteci Çalıştayı’nın konusunu “Kent Mültecileri ve Yerel Yönetimler” olarak belirledik. 5-6 Mayıs 2018 tarihlerinde İzmir Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi’nde yapacağımız Çalıştay’da “Kent Mültecileri ve Yerel Yönetimler” ana başlığı altında “Mülteciler ve Yerel Yönetimlerin Sorumluluğu” ve “ Mülteciler için Kent Yaşamı: İhtiyaçlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı, mülteci kent sakinlerinin ve mülteciler üzerine çalışma yapan kurum ve kişilerin katılacağı çalışma gruplarında, sorunları ve çözüm önerilerini birlikte düşünüp tartışacak, sonuç raporumuzla kamuoyu ile paylaşacağız.

Mülteci dostlarımızı ve mültecilerle ilgili sözü olan herkesi çalıştayımıza davet ediyoruz.

 

PROGRAM

5 Mayıs Cumartesi

09.00 – 10.00 Kayıt

09.45 –  “Mülteci Hayatlar” Karma Fotoğraf Sergisi Açılışı

10.00 – Halkların Köprüsü Derneği Dernek Adına Hoşgeldiniz Konuşması : Cem Terzi

10.15 – Çerçeve Sunum: Halkların Köprüsü Derneği Yerel Yönetimleri Mülteciler ile İlgili Sorumluluk Almaya Davet Ediyor; Adil Çamur

10.30 –

  • Polyiou Panagiota, Livadias Belediye Başkanı, Yunanistan
  • Sema Pekdaş, Konak Belediye Başkanı
  • Yüksel Mutlu, Akdeniz Belediyesi Eski Eş Başkanı

12.00 – 13.00 Yemek Arası

13.00 –

  • Ahmad Bakjaji “Kentlerde ve Kamplarda Mülteciler”
  • Erhan Kurtarır “Kent Mültecileri, Yerel Sorumluluklar ve Kapsayıcı Kent Yönetimi”
  • Ezgi Tuncer Gürkaş “Yemek ile Yerleşmek: Suriye Mutfakları”

14.30 – 14.45 Ara

14.45– 17.00 Atölye Çalışmaları

Atölye I: “Mülteciler ve Yerel Yönetimlerin Sorumluluğu”
Çerçeve Sunum: Bülent Tanık
Moderatör: Güldem Özatağan

Atölye II: “ Mülteciler İçin Kent Yaşamı: Sorunlar ve Çözüm Önerileri”
Çerçeve Sunum: Dilek Karabulut
Moderatör: Cansu Akbaş Demirel

6 Mayıs Pazar

10.30 – 14.00 Atölyeler
14.00 – 14.15 Ara
14.15 – 15.45 Atölye Raporlarının Tartışılması
15.45 – 16.30 Ara ve Sonuç Metni Hazırlığı
16.30 – 17.00 Çalıştay Sonuç Bildirgesinin Okunması ve Tartışılması

Comments are closed.