“Kontrolsüz geçişler yeni ölümler demektir”

Basına ve Kamuoyuna;

“Kontrolsüz geçişler yeni ölümler demektir”

İdlib’deki hava saldırısından sonra “Avrupa’ya kara ve deniz yoluyla geçmeye çalışan mültecilerin geçişi durdurulmayacak” haberlerinin ardından mülteciler, sahil bölgelerine ve sınır kapılarına yığılmaya başladı.

İstanbul ve çevre illerde yaşayan mültecilerin, minibüs ve taksilerle sınır kapısının bulunduğu Edirne’ye, İzmir gibi kıyı bölgelerde yaşayan mültecilerin de Yunan adalarına geç

mek için sahil bölgelerine hareket ettiğini görüyoruz. Denizden Avrupa’ya geçmek isteyen mülteciler kendi aldıkları botlarla, üstelik kapasitesinin çok üzerinde insan taşıyarak, daha önce hiçbir tecrübesinin olmadığı botları kullanarak denize açılıyorlarken, kara yoluyla sınırı geçmek isteyen mülteciler ise başlarına ne geleceği belirsiz bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyorlar. Nitekim 2016’daki AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşması’na kadar görmezden

 

gelinen kaçak geçişler, canlı yayınla haber yapılacak kadar alenileşti, bu ölüm yolculukları her şey doğal seyrindeymiş gibi servis edildi. Türkiye’nin, mültecilere Avrupa sınırlarını açma kararından sonra Yunanistan ve Bulgaristan gibi sınır komşular da, sınır kontrollerini üst düzeye çıkardı. Mülteciler, Pazarkule Sınır Kapısı ve Kastanies Sınır Kapısı arasındaki tampon bölgede bekletiliyor.

Halkların Köprüsü Derneği olarak kurulduğumuz günden beri hükümete ve Avrupa Birliği’ne “Sınırları Açın, Güvenli Geçişi Sağlayın” diye seslendik. Bugün yine bu sözümüzü, aynı kararlılıkla söylüyoruz. Mültecilerin pazarlık konusu olmadığını, mülteciliğin siyasetin nesnesi olarak görülmesinin büyük bir sorun olduğunu savunduk, savunuyoruz. Gelişigüzel kontrolsüz geçişler, mülteciler için umuttan çok yeni ölümler demektir. Mevcut koşulların bu kadar manipüle edilmediği ve her iki tarafın Sahil Güvenl

ik Güçleri tarafından denetlendiği(!) 2015-2016 yıllarında bile binlerce mülteci yaşamını yitirmişken, bu kararın daha fazla mültecinin Ege Denizi’nde ölmesine neden olacağı aşikardır.

Bu kararla birlikte mültecilere Avrupa’da tecrit alanları oluşturulmakta, resmi yetkililer silahlı müdahaleye varan tedbirlerden bahsetmektedir. Aynı zamanda ülkemiz içinde; Suriyelilerin gidecek başka yerleri olduğu algısı, “Türk askeri Suriye’de ölürken, Suriyeliler bu ülkede keyif çatıyor” çarpık bakışıyla birleştiğinde, nefret söylemlerinin boyutu aniden artış gösterecektir. Diğer devletlerle herhangi bir anlaşma yapılmadan, uluslararası hukuk normları gözetilmeden açılan sınırlar; mültecilere umut veriyormuş gibi görünürken, büyük bir trajedinin yolunu açacaktır. Unutulmamalıdır ki mülteciler, 33 askerin öldüğü koşullardaki savaştan kaçarak ülkemize sığınmışlardır.

Geçiş güvenliği sağlanmadan, mültecilerin büyük bir belirsizliğe mahkum edilerek yapılan bu uygulama, yeni ölümlere yol açacak ve hali hazırdaki trajediyi daha da derinleştirecektir. Devlet, mültecileri pazarlık için tehdit unsuru olarak görmekten bir an evvel vazgeçmeli, doğabilecek bir insanlık felaketinin önüne geçebilmek için geçişlerin güvenliğini sağlamalıdır. Halkların Köprüsü Derneği olarak AB ve bölge devletlerine, 1951 Cenevre Sözleşmesi gereği mülteci politikalarını insani bir temelde ele almaya, Dünya halklarını da mültecilerle dayanışmaya davet ediyoruz!

Comments are closed.